Bir sihirli değneğiniz olsa, en çok ne isterdin deseler, sevdiklerimin sonsuza kadar benimle olmasını dilerdim. Sevdiklerim benimle olurlarsa zaten, mutluluk da gelir, para da, huzur da. Çoğunuzun “ben de bunu dilerdim” dediğini duyar gibiyim. Fakat ne yazık ki sevdiklerimiz sonsuza kadar bizimle birlikte olamıyor. Sevdiklerimiz gidiyor. Gidenler de kendi aralarında ikiye ayrılıyor. İsteyerek gidenler, istemeden gidenler. İsteyerek gidenler artık bizi hayatlarında istemeyen, ya da kendilerini bizim hayatımıza artık dahil etmek istemeyenler. Sevgiliniz sizi terk ediyor. Çok seviyordu sizi ne oldu? Artık sevmiyormuş. En yakın arkadaşınız gidiyor bazen. Hani onun iyiliği için neler neler yapmıştınız. Aileniz gibiydi nereye gidiyor şimdi ? Zaten uzakmışsınız, artık çok sık görüşemiyormuşsunuz, hem eskisi gibi de değilmişsiniz vs.. O da gitti.. Bunun gibi örnekler kendi tercihleri ile hayatınızdan gidenler. Bir de gitmeyi tercih etmeyen fakat hayata veda eden sevdiklerimiz var.

Sevdiğimiz bir insanı kaybettikten sonra psikolojik olarak neler yaşıyoruz ?

Yaşadığımız bir kayıptan sonra bir çok psikolojik süreçten geçeriz. Öncelikle Şok ve İnkar Dönemi yaşarız. Bu dönemde sevdiğimiz kişinin ölümünden ya da gidişinden dolayı aşırı üzüntü çektiğimiz için bunu bir türlü kabullenmek istemeyiz. Özellikle kaybettiğimiz kişi çok yakınımızsa yas tutan bizler eskiden gelen alışkanlıklarımızdan dolayı da bu dönemi kabullenmek istemeyiz ve kaybedilen kişi hayattaymışçasına onunla birlikteyken yaşadıklarımızı tekrar edebiliriz. Örneğin ölmüş bir yakınımızdan sonra yemek hazırlarken masada hala onun için de tabak koyma, masada ona  yer ayırma,  elbiselerini ütüleyip hazırlama, telefonuna mesajlar bırakma gibi tepkiler gözlenebilir. Kaybedilen kişinin ölmediğine/gitmediğine dair istem dışı hayaller, düşünceler, çeşitli söylemler de inkar sürecinde görülebilir.

İkinci süreç öfke sürecidir. Kişiler inkar dönemini atlattıklarında öfke sürecine girerler.  Bu durumun neden onların başına geldiğini sorgulamaya başlayabilirler, ve kayıpları konusunda bir çok şeye öfke duyabilirler.  Kayıp yaşamış kişilerin öfke sürecini geçirmeleri önemlidir. Bu öfke bastırılmamalı, yaşanmalıdır. Çünkü öfke süreci yaşanmadığında ve bu duygular bastırıldığında sonraki süreçlerin yaşanması engellenmiş olacaktır. Kişi bu öfkeyle başa çıkmayı öğrenmelidir.  Bu dönemde öfkesini kontrol edebilmek için terapistlerden yardım alabilir ve bu öfkesini başka alanlara kanalize etmeyi öğrenebilir.

Öfke döneminden sonra kişiler pazarlık evresine girerler. Kaybettikleri kişilerin geri gelmeleri için Tanrı’ya yalvarırlar, genellikle onların geri gelmeleri için adak adayabilir, eğer onlar geri gelirlerse ben de bundan sonra şöyle bir insan olacağım gibi kendilerine sözler verebilirler.  Pazarlık evresi sadece Tanrı ile değil, çoğu kişide doktorlarla, hemşirelerle de yaşanabilir. Doktorundan kaybedilen yakını geri getirmesini ister, getirirse ona çok para vereceğini söyleyebilir. Bunun için yalvarabilirler. Bu dönemi geçiren kişi kaybettiği yakınının ya da onu terk eden kişinin geri gelmesi için bütün fedakarlıkları yapmaya hazırdır.

Kişiler öfke, inkar ve pazarlık sürecini yaşadıktan sonra terk edildiklerini/ ya da yakınlarını kaybettiklerini kabullenmeye başlarlar. Çünkü onlar bu durumu inkar etseler de, öfke duysalar da, Tanrı’yla ve diğerleri ile pazarlık yapsalar da, kayıplarının geri gelmediğini fark ederler. Bu yüzden kişi kendini çaresiz, üzgün ve depresif hissetmeye başlar. Yani depresyon evresine girerler. “yaşananlar gerçek” diye düşünmeye başlarlar.  Bu süreçte kayıp yaşamış kişilerin yakınlarının onlara destekleri çok önemlidir. Depresif hisseden bu kişiler, beslenmelerine, uyku düzenlerine dikkat etmeli, kendilerini psikolojik ve fizyolojik olarak rahatlatacak aktivitelerde bulunmalıdır.

Son evrede de kabullenme devam etmektedir. Kayıp yaşamış ya da terk edilmiş kişiler artık “olan buydu” diye düşünmeye başlarlar. Bu evrede kişiler kaybettikleri kişilerle yaşadıklarını ve paylaştıklarını anıya dünüştürmeye başlarlar. Sohbetleri esnasında kayıplarından bahsedebilirler, onlarla gittikleri yerlerde onları hatırlayıp üzülseler de gülümseyebilirler. Artık kaybettiği yakınının bir daha geri gelmeyeceğini kabullenmiş olup, derin bir özlem duysalar da inkar etmezler, öfke duymazlar, pazarlık yapmazlar , depresif ruh hallerinden bir nebze de olsa kurtulabilmişlerdir. Bunu kabul ederek hayatlarına devam etmeye çalışırlar.

Kayıplar sonrası yaşanan bu evreler, kişinin ruhsal olarak hasta olduğunu ya da sağlıksız olduğunu göstermez. Aksine kayıplardan sonra geçirmeleri gereken süreçleri normal bir şekilde geçirdiklerini gösterirler. Kişiler acı çekmelidir, ağlamalıdır, gerekirse bağırıp öfke davranışı göstermelidir. Bu yas süreci ne kadar yoğun ya da ne kadar uzun sürecek, kişinin psikolojik dayanıklılığına göre değişebilir.

Vamık Volkan’ın belirttiği gibi bir yakınını kaybetmek kişide kaçınılmaz bir keder yaratır ve her kayıp geçmişte yaşadığımız kayıpların acılarını üzüntülerini tazeler. Ancak eğer kişi kendisine yas sürecini yaşamak için izin verirse ve gerekirse çevresinden ya da bu alanda çalışan profesyonellerden yardım alarak bu süreci sağlıklı bir şekilde deneyimlerse her kayıp kişiye psikolojik büyüme ve yenilenme şansı tanır (Volkan 1993)..

 

 

                                   Psikolog İlkem Gökçe

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.